Vitamin D Hakkında neler biliyoruz?

Kanser, erken yaşlanma, öğrenme güçlüğü ve diyabet ile D vitamin arasındaki ilişkiler araştırılıyor.

Kim bilir ne kadar çok kişi kendinde D vitamin eksikliği olduğundan habersiz, kas yorgunluğu, kemik ağrıları ve yüksek tansiyondan şikayet ederek çareyi başka yerlerde aramaktalar. Bu nedenle, yazın, güneş ışığından zengin günlerde doktorların kapısı daha az aşındırılır?

Vitamin D ile ilgili ilk bilgilerimiz, vücudun kalsiyum ve fosfor ihtiyacını karşılamak üzere kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini arttırdığı, böbreklerden de kalsiyum atılımını azalttığıdır. İşi, kalsiyum ve fosfor dengesini sabit tutmak olarak bilinen D vitamini gerek olduğunda kemiklerde duran kalsiyumun serbest bırakılmasını da sağlar

Vitamin D’nin pusulası kanda bakılan 25-hidroksi-kolekalsiferol düzeyleridir.

D vitamini olmasaydı aldığımız kalsiyumun ancak %10 ila 15’i kanımıza geçerdi. D vitamini bağırsakların kalsiyum emme kapasitesini %40, fosforu emme kapasitesini de %80 arttırır.

Kanda bakılan 25-hidroksi-kolekalsiferol düzeyi (25-OH D3’de denilir)  D vitaminin pusulasıdır .

Vitamin D eksikliklerinin Avrupa’da sanayi devrimi ile başladığına inanılmaktadır.

Bunun ana nedeni, günlük güneşlik yaşadığı köyünden, toprağından yeterli gelir elde edemeyen bireylerin köylerinden ayrılıp dumandan göz gözü görmeyen, sisli endüstri şehirlerine yerleşmesi olarak gösterilmektedir.

İnsan; çevresindeki canlılar, güneş, ay, ısı, ışık, yer çekimi, hava basıncı, gece, gündüz, mevsim farklılıkları ve daha burada yazılmayan binlerce değişken ile birlikte bir bütünün içerisinde yaşar.

Bu bütünün içerisindeki değişkenlerden biri değişirse insan bundan etkilenir ve hatta hasta olabilir.

D vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar bu çevresel örgünün bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkar.

Örneğin, anne yeterli güneş ışığı alamıyor ya da D vitamininden eksik besleniyorsa bebek D vitamin eksikliği ile doğabilir. Bebek doğduktan sonra da anne sütüne bağlı vitamin D eksiklikleri gösterebilir. Çocukluk, büyüme ve erişkin dönemlerinde de gene yetersiz güneş ışığı ve yetersiz beslenmeye bağlı D vitamin eksiklikleri görülebilir.

Bütün bunların dışında, bağırsaklarda emilim bozukluğuna bağlı ya da fenitoin gibi karaciğerde D vitamin yapımını engelleyen ilaçlara bağlı D vitamin eksiklikleri de söz konusu olabilir.

Tabii buna bir de derinin rengini eklemek lazımdır. D vitamini deride sentez edildiği için ten rengi ne kadar açıksa o kadar çok ultraviyole ışınını geçireceği için o kadar çok D vitamini sentezleyecektir. Bu da kışları gün ışığından yararlanamayan kuzey ülkelerinin beyaz tenli insanları için önemli bir avantaj oluşturur.

D vitaminin en bol bulunduğu gıdalar: Morina gibi yağlı balıklar, karaciğer ve yumurta sarısıdır.

Süt, D vitamini eklenmediği sürece, sanılanın aksine D vitamini için iyi bir kaynak değildir.

Yetişkinlerin günlük D vitamin ihtiyacı yaklaşık 200 IU’dur (International Units) bunun için de güneşli bir ülkenin bireyleri olarak aldığımız gıdalar yeterlidir. Ancak kemik kırıklarının önlenmesi için bu miktarın 800 IU’ya çıkması gereği önerilmektedir.

Unutulmamalıdır ki D vitaminin aşırısı, böbrek taşlarının oluşmasına, böbrekte kalıcı hasarlara, iştah kaybı, baş dönmesi, aşırı susama, damarlarda kalsiyumun birikmesi (kireçlenmeye) gibi çok sayıda patolojiye yol açar. Bu bir tür D vitamini zehirlenmesidir. Yüksek dozda D vitamini tedavisinde hekim idrarda kalsiyum/kreatinin oranına bakarak aşırı kalsiyum birikmesini kontrol eder, gerek gördüğünde de 25-OH D3 testi ile kanda D vitaminin toksik düzeylere çıkıp çıkmadığını kontrol eder.

Raşitizm

D vitamini kemiğin kalsiyum ile sertleştirilmesini temin eder. Bu sürece minerilizasyon denilir. D vitamini eksikliği çocukluk çağında raşitizme, erişkin yaşlarda da osetomalasiye neden olur.

Raşitizmde kalsiyum çok az da olsa kemik yapımı durmaz ve kemik yapımı için gerekli kollajen ve diğer proteinler yapılmaya devam eder. Ancak minerilizasyon yetersiz  olduğu için kemikler sertleşmez ve ağırlıkla eğilmeye müsait elastik bir hale gelir.

Eğer Raşitik bir çocukta D vitamin eksikliği ciddi boyutlarda kan kalsiyumunun azalmasına neden oluyorsa hastada, tetani adı verilen titremelere, el ve ayak kramplarına, yutakta ağrılı spazmlara ve mide bulantılarına yol açar. Daha ileri vakalarda ise nefes alma güçlükleri ve hastanın nöbet geçirerek kaybı söz konusu olabilir.

Osteomalasi

Osteomalaside ise çocukluk dönemi geçmiş ve kemikler daha önceden gerekli şeklini almıştır. D vitamin eksikliği kalsiyumunun eksikliğine yol açtığı için kemikler kendi kalsiyumunu kana boşaltır ve kemikler kırılmaya müsait bir hale gelir.

Böbrek yetmezlikleri de kemik hastalıklarına yol açar.
D vitamini insan derisinde, kolesterolün bir öncü maddesi olan 7-dehidro-kolesterolden yapılır. Ancak kolesterolün bu öncü maddesinin D vitaminine dönüşmesi için güneşten gelen ultraviyole ışınlarına ihtiyaç vardır. Diğer bir deyişle, D vitamin sentezi deride başlar. İnsan derisinde oluşan bu ilk ürüne vitamin D3  denilir. Gerçekte vitamin Daktif bir vitamin değildir. Vitamin D3  önce karaciğerde 25-hidroksi-kolekalsiferole dönüşecektir. 25-OH D3 de denilen 25-hidroksi-kolekalsiferol, DBP (D-vitamini  Bağlayıcı Protein) adı verilen özel bir  proteine bağlanarak kanda taşınır. Çoğunlukla yağ dokularına giderek yerleşir ve bir D vitamini deposu olarak hazırda bekletilir. Beslenmeye ya da gün ışığı alamamaya bağlı D vitamin eksiklerini anlamak için laboratuarda en sık bakılan D vitamini testi sözü edilen bu 25-OH D3’dür.

25-OH D3 (25-hidroksi-kolekalsiferol),  böbreğe gidip asıl aktif  D vitamini olan kalsitriol ya da diğer adı ile 1,25-diOH D3 de denilen, 1-25- dihidro-kolekalsiferole dönüşür. Aslında 1,25-diOH D3 bir vitamin değil, bir hormondur.

Kronik böbrek yetmezliği nedeni ile, 25-hidroksi-kolekalsiferol, böbrekte 1-25- dihidro-kolekalsiferole dönüşemiyorsa, hasta bu hormonu dışarıdan almadığı sürece, D vitamininden zengin de beslense, yeterli güneş ışığı da alsa, D vitamin eksikliğinden kurtulamaz. İşte bu nedenle hekim kronik böbrek yetmezliklerinde tedaviden önce hastalarında 1,25-diOH D3 düzeylerine baktırır ve gerekirse de bu hormonu dışarıdan verir.

D vitamin eksikliklerine bağlı raşitizmin yeni bir şey olmadığı, 18.yüzyılda dahi bilinen bir çocukluk hastalığı olduğu düşünülse de gerçek bu kadar basit değildir. Bu gün insanlar uzun yaşıyor ve kalça kırıkları yaşamlarının en mutlu dönemlerinde onları yatağa bağlıyor, doğru protezlerle iyileşseler bile eskisi gibi hareket edemiyorlar. Şimdi artık D vitamini ile kemiklerin erimesi arasındaki ilişkileri sorguluyor, D vitamin eksiklerinin çok yaygın olduğunu, nerdeyse orta yaş ve üzerindeki toplumun tüm bireylerinde pandemi şeklinde görüldüğünü konuşuyoruz. D vitamini ile kolon kanseri, MS (multiple sclerosis), öğrenme bozuklukları, adet kanamalarından önce görülen gerginlik (premenstrual syndrome), sedef hastalığı, yüksek tansiyon ve depresyon arasındaki ilişkileri tartışıyor, uzun yaşama ile D vitamini düzeyleri arasındaki ciddi bağlantıları keşfediyoruz.

12 Temmuz 2010  “Archives of Internal Medicine” dergisinde  David J. Llewellyn ve arkadaşlarının tıp camiasında çok tartışılan ve eleştiri oklarına hedef olan bir yazısı çıktı. Bu çalışma 1998 ve 2006 yılları arasında 65  yaş ve üzerindeki 858 bireyde yapılmış ve araştırıcılar bilişsel fonksiyonlarla vitamin D (25-OH D3) düzeyleri arasında doğrusal bir ilişki bulmuşlardır. Vitamin D düzeyleri azaldıkça düşünme, hafıza ve öğrenme kapasitesinin azaldığını göstermişlerdir. Bu çalışmanın güvenirliliği tartışılsa da Alzheimer araştırıcıları, en azından bu hastaların kemik kırıklarından korunmaları için daha fazla güneş ışığı almaları ve D vitamininden zengin beslenmeleri gerektiği kanaatine varmışlardır.

Beyin dokusuna ait sinir hücreleri D vitaminini algılayan özel proteinlere sahiptir ve D vitamininden etkilenir. Çok sayıda araştırma D vitamin eksikliği ile şizofreni ve depresyon arasında çok ciddi bağlantılar bulmuştur. Sinir bilim araştırmacıları beynin gelişmesi için gerekli D vitaminin anne karnında ve yaşamın ilk aylarında alındığını ve D vitamin eksikliklerinin bebeğin ileri yaşlardaki mental gelişimini etkilediğini söylemekteler.

Nereden? Ne kadar D Vitamini Alırsınız?
100 g Somon balığı (doğal) 600–1000 IU vitamin D3
100 g Sardalya (konserve) 300 IU vitamin D3
100 g Uskumru, (konserve) 250 IU vitamin D3
100 g Ton balığı, (konserve) 230 IU vitamin D3
1 kaşık Morina balık yağı 400–1000 IU vitamin D3
Shiitake mantarı (Taze) 100 IU of vitamin D2
Shiitake mantarı (Kurutulmuş) 1600 IU of vitamin D2
Yumurta sarısı 20 IU vitamin D3 ya da D2
Güneş ışığı, solarium (ultraviyole B) 3000 IU vitamin D3

Herkes veremin iyi beslenmeyen ve güneş almayan evlerde yaşayan insanlarda geliştiğini iyi bilir. Hatta halkımız “güneş girmeyen eve doktor girer” demişlerdir.

Ayrıca 1,25-dihidroksi vitamin D3’ün (1,25-OH D3) renin sentezini inhibe ederek tansiyonu düşürdüğü, insülin salgısını arttırarak şekerin yükselmesine engel olduğu ve iskelet kaslarının güçlenmesi ve yorulmamasını, kalp kasının da güçlü bir şekilde kasılmasını temin ettiğine dair bilimsel çalışmalar mevcuttur. Kim bilir ne kadar çok kişi D vitaminin düşük olduğundan habersiz, kas yorgunluğu, kemik ağrıları ve yüksek tansiyondan şikayet ederek çareyi başka yerlerde aramaktalar. Yazın, güneş ışığından zengin günlerde doktorların kapısı daha az aşındırılır. Bunun nedeni daha çok tatile gidilmesi, insanların kafasının başka şeylerle meşgul olması değildir.

Yapılan bilimsel araştırmalara göre, güneşle daha az karşılaşan insanlarda Hodgkin lenfoma, kolon, pankreas, prostat, over, meme ve diğer kanserler, güneşle daha çok karşılaşanlara oranla daha sık gözükmektedir. Örneğin kanda 25-OH D3 miktarı 20 ng/ml’nin altında olanlarda kolon, prostat ve meme kanser riski %30 ila %50 oranında artmaktadır. Ayrıca bu vitaminin eksikliği kanserden ölüm oranını da arttırmaktadır.

Finlandiya’da doğan 10.366 bebeğe yaşamının ilk yılında günde 2000 IU D vitamini verilmiş ve bu bebekler 31 yıl izlendiğinde tip I diyabet riskinin %81 azaldığı gösterilmiştir. D vitamini eksikliği olan çocuklarda tip I diyabet gelişme riski %200 artmaktadır. Bir başka çalışmada ise günde 1200 mg kalsiyum ve 800 IU D vitamini alanlarda tip II diyabet geliştirme riskinin %33 azaldığı saptanmıştır.

Günlerin gittikçe kısaldığı kuzey ülkelerine doğru gittikçe kalp damar hastalıklarının ve yüksek tansiyonun arttığı bilinen bir gerçektir.

Bir çalışmada hipertansiyonu olan hastalar 3 ay boyunca haftada 3 kez ultraviyole B ışınlarına maruz bırakılmış ve D vitaminlerinin %180 arttığı saptanmış, bu hastaların hemen hepsinin tansiyonlarının da normale döndüğü görülmüştür.

Bu yazıda çok sayıda hastalığın altından D vitamin eksikliğinin çıktığı vurgulanmıştır. D vitaminini sanki her türlü hastalığa çare gibi sunduğumuzu düşünmeyin. Raşitizm ve osteomalasi gibi kemik hastalıklarının dışında yukarıda sayılan hastalıkların hiçbirinin nedeni doğrudan doğruya D vitamini eksikliği değildir.

Ancak çevresel faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan D vitamin eksiklikleri, yukarıda sözü edilen birçok hastalığın gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Farkına varamadığımız ancak basit bir kan testi ile anlaşılabilecek bir D vitamini eksikliği belki de bugün karşı karşıya olup sıkıntısını çektiğimiz bir hastalığın zemininde yatan faktörlerden biri olabilir.